Dünyamız Izlenimler HHSO ve Getirdikleri Linkler Iletisim
 


Sevda GÜNGÖR:


12/13 Nisan 2007 tarihli Sakarya İlköğretim Okulları ziyaretimiz


Proje sunumları “Okuyan Sakarya” günlerine denk düştüğü için, şehirde bir koşturma, bir yoğunluk ve havada kitap kokusu vardı. Yazarlar ve stantlar çocuklarca zapt edilmişti. Sakarya’nın çocukları Y.Bekir Yurdakul’un dediği gibi yaşayan yazarlara doymuş, şaşkınlıktan eser kalmamıştı. Asıl şaşıran bendim. Diğer illerde çocuklar kitaplara özverili öğretmenleri sayesinde ulaşırken, bulduğu bir kitaba sevinçle sarılır ve yazarını hayal ederken buradaki çocuklar karşılıklı sohbet etme imkânını bulabiliyor ve kitapla beraber merak ettiği soruların muhatabını karşısında görebiliyordu. Daha önce de tuttuğum dileği yineledim; “umarım tüm coğrafyadaki çocuklar da aynı şeylere ulaşabilirler”

Ali Dilmen İlköğretim Okulu 4. ve 5.sınıftaki çocuklarla buluştuk öncesinde. Yine söyleştik, oynadık, güldük ve şaşırdık…

Derleme neredeyse tüm çocuklar tarafından okunmuş, amacı içselleştirilmiş ve gelişimiz sürpriz değil neredeyse projenin bir ayağı olduğu onlar tarafından farkına varılmış, haberli misafirler gibi olmuştu.

“Merhaba” dedik sınıflara. İnsanların karşılaştıklarında kullandıkları selamlaşmanın nasıl bir etki doğurduğu ve “benden sana zarar gelmez” demenin kısacık ve sıcak bir seslenişi “Merhaba…”

Güzel başlanan her iletişimin, aynı niyetle devam edeceğini ve bunun yazısız anlaşmasını karşılıklı taraflarca kabul edilip, daha güzel ve daha iyiye doğru gideceğini konuştuk.

Çocuklar, merhaba ile beraber el sıkışmanın da dostluk için başlangıç olacağını söylediler.

Hani Her Şey Oyundu, çocuklara bir merhabaydı. Ve işte beraberdik. Aynı sevgi ve aynı dostlukla. Güzel başlamanın adımları büyümüş, onlar da evlerde, kardeşler arasında, akrabalar arasında, arkadaşlar arasında bu sevgiyi büyütmeye başlamışlar. Dedikleri buydu.

-Yaramazlık yapan, beni rahatsız eden kardeşime, derlemeden öyküler, şiirler okuyorum ve susup beni dinliyor. Yapacağı yaramazlığı da unutuyor.

-Dayımın oğlu, eşine ve çocuklarına kaba davranışlarda bulunuyordu. Kitabı götürüp verdim, hepsini okudu. “Ne güzel bir şeymiş bu!” dedi.

-Önceden silahlara karşı ilgim çoktu. Daha sonra savaşın ve silahların kötü olduğunu, kitabın içindeki yazılardan anladım. Şimdi silahları sevmiyorum.

-İçimdeki sevgiyi nasıl anlatacağımı bilmezdim. Şimdi sanki çoğaldı ve daha güzel ifade edebiliyorum.

-Annem dedi ki “eğer başka kitap daha varsa al” dedi.

-Bu kadar çok yazar bizim için bir şeyler yapıyorlar, biz de yapalım ve demek istedikleri gibi şiddetten uzak duralım.

-Sinirlendiğimde içimden vurmak ve bağırmak geliyor, ama içimden ona kadar sayınca hırsım geçiyor.

Söyledikleri ve anlatmak istedikleri her şey, amacımıza ulaştığımızın bir kanıtıydı.

Sınıfların bazılarında şiddetle kurulmaya çalışılan iletişimin ne kadar gülünesi ve acı olduğunu oynadığımız küçük oyunlarla göstermeye çalıştık. Mavisel Yener ve Çiğdem Gündeş oyunculuklarını o kadar iyi göstermişler ki sınıftaki öğretmenden tepki almışlar. Ancak çocuklar bu oyunun ve asla böyle bir şey olmayacağının bilincinde olarak “yazarlar bize oyun oynadılar “ diyerek alkışlarla tepkilerini göstermişler. Hatta, daha sonra, bir araya geldiğimizde çocuklardan biri şöyle dedi “ Mavisel öğretmenim, siz çok yeteneklisiniz neden tiyatro oyuncusu olmadınız”

Cevap geldi; “Tiyatroyu ben de çok seviyorum, ama iyi bir izleyici olarak kalmayı daha çok benimsiyorum”

Daha sonra merakıma yenilerek Yunus Bekir Yurdakul’un sunumunu izlemek üzere beraber sınıfa girdik. Öğretmen olmanın tecrübesi ile çocuklarla çok güzel diyaloglar kurdu. Onlara şiiri anlattı ve güzel şiirler okudu. Anılarını, yaramazlıklarını anlatarak çocuklarla yakınlaştı. Dinlemek de büyük keyifmiş ben de çocuklarla aynı sırayı paylaşarak bu tada vardım.


Rehber öğretmenimizin ricası ile -çocuklar hepimizi bir arda görmek istedikleri için- aralarda aynı sınıfta toplanıyor, sohbetlerimize beraberce devam ediyorduk. Bir araya geldiğimiz sunumda, Yunus Bekir Yurdakul’un sözünü kesip “örtmenim örtmenim” diyerek parmaklarımızı gözüne sokarcasına, konuştuğunu duyulmaz yaptık. Çocuklar ve Y.B. Yurdakul bizi kınadı. Biz de dedik ki “Ama bazı öğretmenler konuşurken, öğrenciler de böyle yapıyor” Gülüştük. Özür diledik ve yerimize oturduk.

Rehber öğretmenimiz bizi bir sınıftan diğerine alırken ve programı uygularken çok yoruldu. Rehber öğretmenin çocuklarla ilişkisi de çok güzeldi.

Bizi daha sonra öğretmenlerle buluşturdu.

Öğretmen arkadaşlar derleme ile ilgili izlenimlerini paylaştılar. Sınıflarda derlemeyi ödev olarak verdiklerini, zaman buldukça okuyabildiklerini söylediler. Bu sunumların önce öğretmenler arasında yapılmasını düşündüm.

Yazıların başlangıcındaki süslü harflerin okumayı güçleştirdiğini söylediler. Bazı öykülerin de uzun olduğunu ve sonuna doğru ilgiyi canlı tutamadıklarını söylediler. Sınıflarda yapılan okuma saatlerinde seçilen yazıların yaş gurubu gözetmeksizin yapıldığını gözlemledik.

Genç bir öğretmen ise, derlemenin başka bir amaca hizmet ettiğini ve türlerin hepsinin bir kitapta bulunmasının güzel bir örnek teşkil ettiğini ve çocukların yazı türü ayrımına kolayca vardıklarını söyledi. Gerçekten de çocuklar yazılardan bahsederken türü ile beraber belirtiyorlardı. Bu da sevindirici bir ayrıntı olarak hafızalarımızda kaldı.

Sakarya’ lı çocuklar şiddetin geldiği noktaları ve şiddetin çeşitlerini biz büyüklerden daha iyi biliyorlar. İnsan aynı şeyleri yaşadıkça, zamanla, kanıksar duruma geliyor. Gözümüzün önünde olan yaraya ve bozguna bakıyor ama göremiyoruz. Şiddet, hayatın her alanına öyle girmiş ki severken bile şiddetle seviyoruz. Göz aşinalığı zaman geçtikçe yetişkin üzerine hastalık gibi yapışıp, kanıksar duruma geliyor. Göremediklerimizi, seyre daldıklarımızı, tepkilerimizin tepkimediğini çocuklar çoktan fark etmiş ve savunmasını geliştirmiş bile.

Diyorlar ki, “haberlerde bile şiddet var. Dizi film, hatta çizgi filme bile seyredemiyoruz. Ama elimize kumanda var ya değiştiriyoruz ya da kalkıp gidiyoruz.”

Çiğdem Gündeş’in derlemeye isim olan “Hani Her Şey Oyundu” cümlesinin anlamını sorduğunda cevap çok güzeldi.

“Her şey oyun gibi başlıyor önce”

Sordukları bir soru da şuydu;

“Şiddet içeren kitaplar çok satıyor, siz neden bu tür kitaplar yazmadınız?"

Sanırım cevabını bu çocukların değişen ve gelişen bakış açıları veriyordu.

Sevgili arkadaşlarım Mavisel Yener, Çiğdem Gündeş ve Yunus Bekir Yurdakul’a ve Ercüment Sabri Özçakır'a ekip bilinciyle beraber çalışmanın onurunu bana ve çocuklara verdikleri için teşekkür ediyorum.

 

Gözlerimi kapıyor ve içimden bir dilek tutuyorum…


Sevda Güngör

19/04/2007

 


 

Bu sayfada bulunan yazılar, yazarından yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz

 

©2007-2008 Hani Her Şey Oyundu. Tasarım ve uygulama:ERC