Dnyamiz Izlenimler HHSO ve Getirdikleri Linkler Iletisim
 






























































































































































































Sevgi KOŞANER:


Sevgi’nin gözünden Sakarya…


Sakarya’ya gitmek iki kere anlamlıydı benim için; Bir 17 Ağustos gecesi çocukluğuma ve sevdiğim insanlara dair anılarımı kaybetmiştim. Yeniden onlarla yüzleşmek demekti Sakarya…Enkaz kalktıktan sonra yüreğim elvermemişti bir kez daha gitmeye. İçimde hiç bitmeyecek bir acı yükü Sakarya… Bir 15 Aralık günü ise beni yeni dostlarla tanıştıran, onurlandıran, ödüllendiren, zenginleştiren Sakarya...

Geçmişteki A noktalarım kaybolduğu için yolları bulamadığımdan biraz geç ulaştım salona. Sahnede eflatun,mor renklerle donanmış, ellerini kürsünün altında nereye konacağını bilemeden kalmış, hani neredeyse etek uçlarını çekiştirecek, omuzları hafifçe öne doğru eğilmiş, yüzünden utangaç bir ışık yayılan sarı saçlı bir kadın konuşuyordu. Söylediklerini anımsamıyorum çünkü söylediklerinden çok duruşu etkiledi beni. Konuşması bitene kadar duvara yaslanıp onu seyrettim. Bende kalan fotoğraf; oynadığı oyunun içinde yeni bir oyun keşfetmiş, yeni oyunun birleştiren, duygu yoğunluğu yüksek enerjisinden biraz şaşkın,oyun kurucu olmaktan biraz utangaç, oyunun düşten gerçeğe dönüşmesinden duyduğu hazdan, mutlu bir çocuk yüzü.

Kendime bir yer bulup oturduğumda Okutan Vali sahnedeki yerini aldı. Çocukluğumda anneannemin yumuşak kucağında Bursa’dan “Ada” ya giderdik. Ailenin okuyan tek kız çocuğuydum. Burnumu kitaplarımdan kaldırmadığımdan, anneannem ve ablası büyük teyzem “oku more kızanım” diye sevecenlikle başımı okşarlardı. Okutan Valiyi dinlerken çocukluğumun iki güzel kadınının sözcükleri salonda uçuşuyordu. Bugün bu şehirde “Okuyan Sakarya” diyen bir devlet adamı var. Adam gibi adam. Ülkesini seven, hayata artı katan kocaman yürekli bir koca çocuk; “Daha işimiz yeni başlıyor” diyordu. Öğle saatlerinde yeni Sakarya’yı gezerken ise enkazını bildiğim kente kazandırdıklarını gördük. Gönendik. Umutlandık.

Vali beyin konuşmasının ardından,önce derleme kurulu üyelerinin isimleri okunmaya başladı. Tek tek sahneye çıktılar. Yanımda oturan bayan da ayağa kalktı, sahneye çıktı. Kimdir acaba? İsimleri biliyorum ama kim kimdir bilmiyorum. Meraktayım…Elimde makine fotoğraflıyorum. Sahneye çıkanlar yine ellerini nereye koyacağını bilemeden, başlarını nereye saklayacaklarını bilemeden duruyorlar sahnede. Bir duygu yoğunluğudur gidiyor. Aaaaa o da ne birden kendi ismimi duyuyorum. Hiç hazır değilim buna. Bu kez elini ayağını nereye koyacağını bilememe sırası bende. Ayaklarım birbirine dolanarak çıkıyorum sahneye. Vali bey , ilk sayfasını adımıza imzaladığı HHSO kitabını ve teşekkür belgelerimizi veriyor.Her birimizle ayrı ayrı fotoğraf çektirmeyi, fotoğraf çektirirken de ışığın neresinde durursak iyi çıkar ayrıntılarını da atlamadan. Göneniyoruz. Sahnede yanımda devlet gibi bir kadın,heyecandan ellerini paralıyor. O mu sordu,yoksa ben mi kendi kendime adımı söyledim o heyecanda hatırlamıyorum ama adımı söyler söylemez elleriyle ellerimi tutan, heyecanımı heyecanına katan, “ Sizi çok merak ediyordum” diyen Sevgili Handan Derya’yla spot ışıkları altında böyle tanıştım.

Biz belgelerimizi aldıktan sonra Aytül Hanım ÇYG grubu adına Vali beye bir plaket verdi. Şimdi siz aşağıdaki fotoğrafta Vali beyin plakete baktığını sanıyorsunuz değil mi? Çiğdem hanımmmmmm Vali bey aslında neye bakıyorJ)) Çiğdem hanım gün boyu elinde sallanmaktan tepe sersemine dönmüş bilgi çubuğunu epey güvenli bulduğu plaket kutusunun içine koymuş. Vali beye “Durun ben de bakayım plaketinize” dese olmayacakJ) Kendi deyimiyle Müjgan hanım aracılığı ile bilgi çubuğunu geri alana kadar epey acı çekmiş. Bilgi çubuğunda ne mi varmış??? Bir sır :)

Tüm bunlar olurken soldan soldan bir çift göz sürekli beni izliyor. Yüzünde “ Kim bu, benim belgemi mi almaya gelmiş? Nerden gelmiş?” ifadesiyle pır pır yürekli biri var. Ben belgemi ondan önce almışım ya telaşta, ya onunkini aldıysam diye…Belgesini verdiler ama o hala merakta :) Bu sefer sağıma geçmiş kafasında binbir düşünce…Kim olduğumu öğrenemedi ya…

Kocaman olmuş ama yüreği çocuk, utangaç ekip, gelen gelemeyen tüm arkadaşlarımız adına alkışları kabul ediyoruz. Yüreğimiz ağzımızda. Sahneden iniyor salondaki yerlerimizi alıyoruz. Yanımda oturan meğer Ayşen Özenç’miş. Aynı şehirde yaşayıp hiç karşılaşmayıp Sakarya’da yan yana oturmuşuz.

Yıllardır çocuğa dair bir çok organizasyonda birlikte çalıştığım Sevgili Oğuz Polat sahnede. Çocuk ve şiddete dair öyküler anlatıyor. Disiplinler arası çalışmanın, ekibin öneminden bahsediyor. Kim bilir kaçıncı kez dinlediğim Sema’nın öyküsüyle bir kez daha canım acıyor. Gündemde olan cinsel tacizi, çocuğumuza nasıl anlatmalıyız konusunda verdiği bir örnek; “Mayoyla kapadığımız yerlere başkasının dokunmasına izin vermeyin”.

Sahnede aylardır gecelerini gündüzlerine katan, yoğun bir emekle çalışan ama yaptıkları iş için “Ama biz sadece oyun oynadık” diyen ve Sevgili Mavisel Yener, her birinin özgeçmişini okurken utanan, sıkılan seyirciden bunun için özür dileyen koca çocuklar, ayların emeğini anlatıyorlar. Kanıksanan, incelikler eksildikçe artan şiddet ve hayalleri aşan hayat kelimeleri uçuşuyor salonda. Sevgili Bekir Yurdakul hepimizin yüreğindeki düğümü çözüp gözlerimizden akıp gitmesine neden olan bir konuşma yapıyor.

Tüm konuşmalar süresince hepsinin yüzünde aynı ifade; Hani çok eğlenceli bir oyun oynarken büyükler tarafından basılmış çocuk şaşkınlığına karışmış, oyundan alınan hazzın utangaç ifadesi. Sürekli sakladıkları yüzlerinden yayılan düşleri gerçekleşmiş mutlu insanların, ışığa bulaşmış yüzlerine bakıp dinlerkeeeeennnnn, birden yanıma pat diye biri düştü. Hani “Kim bu ya? Benim oyunumda ne işi var? Rolümü mü çalacak, belgemi mi götürecek” ifadesiyle beni soldan soldan izleyen biri vardı ya, işte O. “ Yaa siz kimsiniz?” diye kocaman kocaman meraklı çocuk gözleriyle bakan, Sevgili Ümit Kireçci’yle de böyle tanıştık.

Sahnede Mustafa Ruhi Şirin; Sorun odaklı çocuk edebiyatının çocuk haklarıyla ilişkisine atıfta bulunacak bir kaynak olarak nitelediği HHSO’yla ilgili sözlerini gözlerinden taşan yüreğiyle, alkışlar arasında tamamlıyor. Selam olsun size.

Sıra seyircilerde, bir bayan öğretmen söz alıyor ve günün lafını ediyor, yaptığımız tüm bu iş , ahirette bize yol su elektrik olarak geri dönecekmiş onu öğreniyoruzJ)) Hele de ardından anlattığı sınıftaki Atatürk resmiyle kavga eden öğrencinin hikayesi tüylerimizi diken diken ediyorL( Söylenecek çok şey var ama yer doğru değil. Sevgili Oğuz Polat hepimiz adına söylüyor söylenecekleri, Mavisel hanıma tebrikler bu konuşma sırasındaki toparlayıcılığı için.

Konuşmalar bitiyor. Herkes ayaklanıyor. Aytül hanım, “çıkmayın topluca gideceğiz” uyarısı yapıyor. Vali beyi bekliyoruz. Bekliyoruz da; yanımda duran Handan hanıma bakıyorum, oturduğumuz sandalyelerin önündeki basamaktan, bir inip bir çıkıyor, sağa sola dönüp bir şeyler yapıyor. Ben de sek sek oynayacak galiba eşlik edeyim bari deyip yanına gidiyorum. “Hayırdır?” diyorum . Vali bey önümüzden geçecek ya, nerde durmak lazım onu hesaplıyor. İlahi Handan Hanım siz çok yaşayın emi, beni çok güldürdünüz.

Ve yemeğe doğru gidiyoruz. Yemek mi beni yedi ben mi yemeği yedim çok anlamadım. Sürekli hareket halindeydik. Elimizde kitap birbirimize kitap imzalatıyorduk. O kadar ki kadının biri gelip, kitabı nereden alabiliriz? Biz de imzalatabilir miyiz diye sordu :)

Yemek bitiminde iki minibüse bölüşüp Yeni Sakarya’ya doğru yola çıkıyoruz. Şehrin epey dışında kuruluyor yeni kent. Kayalık bölgede. Yol boyu bize rehberlik eden Sakaryalı dostlar şehirleriyle o kadar gururlular ki, her adımda bir hikaye anlatıyorlar bize, öğrencilerden toplanan 1 YTL. ile yaptırılan okul, yeni valilik binası, modern bir şehir doğuyor Sakarya’da. Sakaryalılar ne kadar sahip çıkacaklar bu yeni şehre bilinmez. Yanımda oturan Vali beyin eşine 18 Ağustos 1999 sabahı tahliye kararı verip ,içinde yaşayan zihin engelli yetişkinlerimizi Ankara’ya taşıdığımız Arifiye’deki rehabilitasyon merkezini soruyorum. Gidenlerin geri dönüp dönmediklerini merak ederek. Artık faaliyetteymiş, ağır bakım ünitesi de hizmete girmiş. Çakır geri döndü mü? diye geçiriyorum içimden, Ankara’da ne zaman ziyaretine gitsem koluma girip “Beni Arifiye’ye götür, özledim” diyen Çakır’ı.

Öğleden sonra merakla beklediğim oturum var. Yapılan anket ve HHSO’ nun nasıl kullanılacağı.

Ayşen Özenç ve Hülya Kaymakçı anlatıyorlar. İkisi özel diğerleri resmi 10 ilköğretim okulunda 2-6ncı sınıf öğrencilerine uygulanan 5 sorudan oluşan anketin sonuçları; 5700 öğrenciye uygulanmış anket. %50si kız %50si erkek öğrencilerden cinsiyetlerini yazmayanların anket formları geçersiz sayılmış. 5025 geçerli anket formu ( 2455 kız, 2573 erkek). Sınıf düzeyi yükseldikçe, yaş ilerledikçe şiddet eğiliminin arttığı,kız öğrencilerin daha uzlaşmacı,daha pasif oldukları gözlenmiş. Anne babalarını daha uzlaşmacı olarak değerlendirmişler. Verilen yanıtlar daha çok toplumun beklentileriyle örtüşen yanıtlar olmuş.

Öğretmen tutumlarıyla ilgili soruda kız öğrenciler öğretmenleri uzlaşmacı bulurken, erkek öğrenciler şiddet yanlısı olarak değerlendirmişler. Şiddetle ilgili kendilerini ifade etmelerini isteyen soruda,kız öğrenciler resim yapmayı tercih ederken, erkek öğrenciler örneklerle yanıtlamışlar.Şiddetin daha çok nerede görüldüğü sorusuna verilen yanıtlarda yaş büyüdükçe televizyon yanıtı öne çıkmış, evdeki şiddet cevabı yaş büyüdükçe azalmış. Not alabildiklerimden çocukların verdiği yanıtlar şöyle; statlarda , maçta, düğünlerde, diskoda, ıssız yerlerde, okul önünde, kapısında, serviste, telefon görüntülerinde, protestolarda, Cd filmlerde, gazetelerde, bilgisayar oyunlarında, trafikta, Amerikan hapishanelerinde, her yerde, resimlerde, marketlerde, kick boks maçlarında.

Bu sunumun ardından rehber öğretmenlerden oluşan komisyon üyeleri, HHSO nun okullarda nasıl kullanılacağı ile ilgili yaptıkları çalışmayı anlattılar. Geniş hacimli olarak değerlendirdikleri kitabın içeriğinden yaş gruplarına, öğretmenlere, velilere uygun olarak seçtikleri bölümler için hazırladıkları etkinlik planlarından örnekler sundular. Bu bölümden çok etkilendiğimi söylemeliyim.Gerçekten büyük emek verilmiş ve kafa yorularak bir çalışma yapılmış. Edebiyatçıların şiddete karşı duruşları rehber öğretmenlerin elinde, her etkinliğin kazandırmak istediği hedeflerin belirlendiği,eğitim durumlarının anlatıldığı etkinlik planlarına dönüştürülmüştü.

Etkinlik Plan Örnekleri;

Etkinlik adı;

Bulunduğu sayfa;

Başlık;

Kazanım;

Süre.

Sınıfı düzeyi;

Araç-gereç;

Süreç;

Başlıkları altında sınıflandırılmıştı. HHSO daki bazı sayfalar öğretmenler için, bazı sayfalar da velilere yönelik etkinlikler olarak seçilmişti. Oldukça yaratıcı başlıklar vardı. İçimden geçen şu oldu; Bu çalışma HHSO nun her sayfası için yapılsa ve ayrı bir kitap olarak, kullanım kılavuzu gibi öğretmenlere dağıtılsa. Her okula ve her öğretmene ulaşmanın zaman içinde mümkün olamayacağını, her öğretmenin aynı olmadığı, sadece şiirleri, öyküleri okuyup geçeceğini varsayarak aklımdan geçirdim bunu. Rehber öğretmenlerden oluşan komisyon gerçekten çok iyi bir çalışma çıkarmıştı.

Derkeeennnnn, sözü Yunus Bekir Yurdakul ve Mavisel Yener aldılar. Önce ne olduğunu çok anlayamadık, HHSO’ yla ilgili cocukyazını grubuna yazdığımız sözcüklerle sahneye çağrıldığımızı yanımda oturan Sevgili Handan Derya’nın birden ayağa zıplayıp,” Ayyy,Bu benim, yine ağlayacağız” demesinden anladım. Sakarya’ya gelen HHSO ya katkı veren, destekleyen tüm dostlar aynı sahnedeydik ve tüm katkı verenler adına ödüllendirildik.Çok duygulu ve heyecan verici bir sahneydi.

Ardından Vali Bey Derleme ve yayın kurulu üyelerine armağan verdi. Nur İçözü ÇGYD adına Vali bey ve Sevgili Aytül Akal’a bir plaket verdi. Son olarak ta HHSO çocuklarla buluştu.

Bu kadar yoğun bir günün ardından eşyalarımızı toparlamış kendimizi İstanbul’a götürecek olan minibüste bulduk. Minibüs yolculuğunun anıları ayrı bir hikayeJ) Arabada soyunup dökünenler, tabağını arayanlar, badem dağıtanlar, otoyolda inenler, inenlerle devam edenler arasında süregelen telefon konuşmaları, benim gibi bir İzmirliye İstanbullu olupta havaalanına 20 dakika kala, köprüye gelince beni ara deme gafletinde bulunan arkadaşım nedeniyle karanlıkta her köprüye benzer şeyde 20 dakika kalmış mıdır soruma yanıt veremeyenlerJ)), zaman ilerledikçe uçağa yetişeceklerde artan kaygı, ikinci bir otoyolda kalma hikayesinin inecek yeri görmeye çalışan dört kafanın göremeyerek önlenmesiJ) ve sonunda havaalanına varış, uçağa bineceklerin yıldırım hızıyla inişleri. Zor işmiş İstanbul’da yaşamak. Sevgili Ümit’in dediği gibi “Birileri, "hayatının kalanını o yolculuktaki insanlarla yolda geçireceksin" dese, hiç düşünmeden hemen kabul ederim!”

 

İçinden HHSO geçen nice yolculuklara…

Sevgi 'yle...


Bu sayfada bulunan yazılar, yazarından yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz

 

©2007-2008 Hani Her Şey Oyundu. Tasarım ve uygulama:ERC