Dnyamiz Izlenimler HHSO ve Getirdikleri Linkler Iletisim
 


Ayşe Çekiç YAMAÇ:

 

HANİ HER ŞEY OYUNDU


Hani ekranda

Her şey oyundu?

Dayak, ölüm, açlık

Savaş, cinayet, hastalık

Hepsi kurguydu?

Bu çocuk ağlıyor anne…

Aytül Akal

 

Yaşantımızdaki her türlü şiddet oyundu, değil mi? Ekranda çekirdek çitleyerek izlemedik mi Afganistan ve Irak’taki Savaşı? Filistinlileri tanklar ezerken, bir Filistinli çocuk tanka taş atarken izlemedik mi ekrandan; ya da Lübnan’daki insanlık dramlarını?

Sokak çocuklarının her gün çığ gibi büyüyen sayısına bakıp tüyleri ürpermeyen var mı? İçindeki çocuğun gözyaşlarıyla yıkanmayan yürek var mı, on yedi aylık bebeğe tecavüz edenlerin olduğu bir havayı solurken? Ya da bedeninde sigara söndürülen dört yaşındaki çocuğun içindeki fırtınayı yüreğinde duyumsamayan?

Her sabah güne mi uyanır olduk, yoksa karanlığa mı? Bulutlar, neden ateş taşır oldu? Neden, uçurtmalarda vuruldu düşleri çocukların? Bir parmak kızın yüreğinde ne işi var hançerin? “İçimdeki çocuğun gözleri” neden “Irak’ta bir karartma gecesi”, “kuşatılmış bir Filistin gecesi” ? HANİ HER ŞEY OYUNDU? Kim bağladı gözlerimizi, dillerimizi, yüreğimizi?

Otuz ülkede üç yüz bin çocuk asker savaşıyor, diye yazıyor gazeteler. Kitap tutası ellere silah tutuşturanlar kimler? Barış güvercininin gagasında neden çocuk gözleri? Bir milyon iki yüz bin çocuk, kaçak işlerde çalıştırılıyor. İki yüz on sekiz milyon çocuk da yasal işçi. Bu nasıl dünya? İki milyon çocuk seks ticaretinde. Utanmıyor mu uçkur sevdalıları; aklını, yüreğini, vicdanını uçkuruna bağlayanlar?

"Trenler yaptım kibrit kutularından"

Kim doldurdu ölü düşleri vagonlarıma? Nereden çıktı bu haplar, tiner torbaları? Sokaklarım neden düş yangını ? İçimdeki kuşları ve barışı öldürmeyi kim öğretti bana?

Kitap sayfalarından, öykülerden, şiirlerden, oyunlardan trenler yapan duyarlı yürekler de olmasa, yaşanılası mı bu dünya?…

Bu kitabın sayfaları, bu trenin kibrit kutusundan vagonları, umut taşımakta; sevgi ve barış da… Hadi, bir vagona da siz kurulun. Düşlerinizi yükleyin uçurtmanızın kanatlarına; salıverin sonsuzluğa… Gelin gelin! Her duyarlı yüreğe yer var bu vagonlarda…

                                                                                            AYŞE ÇEKİÇ YAMAÇ  

16.12.2006, Eskişehir

Not: "Tırnak içindeki dizeler, Gülsüm Cengiz'e aittir."


 

SAKARYA İZLENİMLERİ

 

Sevgili Çiğdem Gündeş’le bir akşam önce konuştuğumuz telefon görüşmesi üzerine, 14.12.2006 günü saat 13.30’da yola çıkmıştım. Otobüslerin şehir içine uğramaması, Dörtyol’da beni bırakacak olması ve ötesini servisle sürdüreceğim yolculuk, biraz canımı sıkmıştı doğrusu. Sakarya’ya ilk kez gidiyordum.

Beni sevindiren tek olay, yolculuk boyunca telefonumu kapatmak zorunda olmadığımdı. Neyse, yolu yarılamıştım ki, telefonum çaldı. Arayan, Sakarya Milli Eğitim Şube Müdür Yardımcısı Mustafa Bey’di. Beni karşılayacaklarını söylüyordu. Bir an, tüm sıkıntım dağılıverdi. Yolun kalan bölümünü nasıl tamamlamadığımı bile ayrımsamadım. Bir an önce yazın dostlarıyla buluşacak olmanın heyecanını yaşamaya başladım.

Mustafa Bey’in görevlendirdiği bir arkadaş beni karşılamış, öğretmenevine bırakmıştı. Mustafa Bey ve bir toplantı için orada bulunan onlarca öğretmenle tanışma olanağı buldum. Derken, Sevgili Bilgin Adalı göründü. Onun her zamanki çocuk tavrıyla yaptığı şakalar, tüm öğretmenleri gülümsetti. Ben de dayanamayıp uyarma gereği duydum:

“Arkadaşlar, çocuk yazarlarını okullarınıza çağırırken, çocukları uyarmayı lütfen unutmayın!”

Sözlerim, kahkahalarla karşılandı. Bir anda ortamı ısıtan Sevgili Bilgin Adalı’ydı.

Onunla söyleşirken, Nilay Yılmaz ve Hasan Erkek’in de gelmeleri, her zaman oradaymışım gibi bir duygu yaşattı bana. Yirmiye yakın yazar gelecekti ve henüz ortalıkta bizden başka görünen yoktu. Uzun süre de böyle oldu. Sonunda, İstanbul grubunun epeyce gecikeceği anlaşılınca, bizimle yetinmek zorunda kaldılar ve Valiliğin onurumuza vereceği yemeğe götürdüler. Bu arada Sevgili Müjgan Zaman’ın yakın ilgisini de unutmamak gerekir.

Bizim için hazırlatılan yemek, tam bir ziyafetti. Sakarya’nın yöresel yemeklerinden hazırlanmıştı. Ada çorbasından ıslama köfteye, Sakarya kebabından keşkeğe, elmalı sultandan tahinli kabak tatlısına ve nar ekşili salataya kadar, tatmadığımız yemek kalmadı. Tabii, bu arada nefes almakta güçlük çektiğimi de eklemeliyim. Çünkü, durmadan yiyorduk.

Neyse, saat ona yaklaşırken, bizim grup üyeleri kapıdan teker teker girmeye başladı ve bizim popüleritemiz de bir anda soluverdi. (Neyse, bunun tadını epeyce çıkartmıştık) Aytül Akal, Mavisel Yener, Çiğdem Gündeş, Handan Derya, Bekir Yurdakul, Ercüment Bey ve eşi, Ayşen Hanım, Mehmet Atilla, Ümit Kireççi ve eşi(Adını unuttuğum arkadaş varsa kusura bakmasın. Ben çocuk olsam da hafıza yaşlanıyor.) , bizim yüzümüzün de gülümsemesine neden olan arkadaşlardı. Popüleriteyi falan unutup, biz de onların çevresini sardık. Köprüdeki iş yavaşlatma eylemi nedeniyle, bir saatlik yolu nasıl beş saatte aldıklarının öyküsünü öğrenmiş olduk.

Onlar yemeklerini yerlerken, bana ve ilk dörtlüdeki arkadaşlara durmadan çay taşımak zorunda kalan garsonlar, sanırım “İllallah!” demişlerdir.

Birinin uyarısı üzerine, salonu boşaltmak zorunda kaldık. Bizler uykusuzluğa alışkındık ama oradaki çalışanları unutmuştuk. Bizim dörtlü öğretmevinin yolunu tutarken, diğerleri başka bir mekana yol alıyorlardı.

Bu arada, unuttuğum bir ayrıntıyı eklemeden geçemeyeceğim:

Sevgili Hasan Erkek’in etyemez (vejeteryan) olduğunu öğrenmemiz, tam bir sürpriz oldu. Bütün yemekler ya etli, ya da et suyu kullanılarak yapılmıştı. Eeee, Anadolu insanı bu! Et olmadan konuk ağırlanır mı? O da salata ve yoğurtla yetinmek zoruda kaldı. Biz yediklerimizi sindirmekte güçlük çekerken, onun yarı aç gözlerle ne yapacağını düşünmesi ilginçti doğrusu; bir de yemeğin adının derleme çalışmasıyla aynı oluşu: Hani Her Şey Oyundu

Ertesi sabah, program dokuzda başladı. Sayın Vali Nuri Okutan’la da o zaman tanıştım. Eğitime bunca emek veren, derlemeyi kitaplaştırıp tüm okullara ücretsiz dağıtan, ilinde kitap sergileri açıp yazarları ağırlayan, tüm enerjisini kenti ve kent insanları ve eğitimi için harcayan bir insanla, daha önce tanışmamıştım. Bu, benim için onur ve mutluluk verici bir duyguydu.

İl Milli Eğitim Müdürü Murat Yazıcı’nın, ardından ÇYG adına Aytül Akal’ın, ardından da Sakarya Valisi Nuri Okutan’ın konuşmaları, bize duygulu anlar yaşattı. Açılış konferansını veren Marmara Ünv. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Oğuz Polat’ın konuşması, şiddeti tüm yönleriyle ortaya koydu. Toplumsal şiddetten aile içi şiddete, uyuşturucudan cinsel şiddete kadar; karşı karşıya olduğumuz sorunlar hakkında bilgiler sundu. Bu duruma nasıl geldik, diyenlerin sorularının yanıtı da bu konuşmada gizliydi.

“Hani Her Şey Oyundu” Tanıtım panelini Mavisel Yener yönetti. Derleme grubundan Aytül Akal, Y. Bekir Yurdakul, Ayşen Özenç, Çiğdem Gündeş, Ercüment Sabri Özcakır, Mehmet Atilla, Nur İçözü konuşmacı olarak katılmışlardı. Bu çalışmanın başından bugüne dek yapılanlarının ayrıntılarıyla anlatıldığı bir panel oldu.

Öğle yemeği, yine yöresel bir yemeğin, ıslama köftenin yendiği nezih bir lokantadaydı. Sevgili Filiz Tosyalı’yla yemeklerin gelişini bile bekleyemedik. Yemekler geldiğinde, salata ve ekmekle doymuştuk bile neredeyse.Arkasından, depremden sonra yapılan Yenikent’in tanıtım gezisi yapıldı. Yeniden, yepyeni bir kent kurulmuş, on yılda sarılamaz sanılan yaraların ekonomik bölümü sarılmıştı. Bu gezi sırasında bile arkadaşlarımızın heyecanından hiçbir şey eksilmediği, derlememizden okudukları şiirlerden belli oluyordu; bir de durmadan çekilen fotoğraflardan.

Öğleden sonraki ilk toplantı, Hani Her Şey Oyundu’nun okullarda nasıl kullanılacağına yönelik bir sunumdu. Ayşen Özenç ve Hülya Kaymakçı’nın sunduğu bu çalışma, öğretmenlere iyi bir rehber olacaktır, sanırım.

Sakarya Valisi Nuri Okutan’ın adlarımıza özel olarak imzaladığı kitapların bize sunumu, ayrı bir şenlikti. Meğer, kitabı elimize alır almaz yadığımız kutlama iletileri kaydedilmiş. Bizi sahneye o iletilerle çağırdılar. Bunu bilseydim, çok daha süslü bir yazı hazırlayabilirdim.(!)

Vali, Milli Eğitim Müdürü ve diğer görevlilere imzaladığımız kitaplardan sonra, vedalaşmaya sıra gelmişti. Bu arada, iki yıl önce tanıştığım ve bir süre aynı internet sitesine yazdığımız Sevda Güngör’le orada karşılaşmak ayrı bir sürprizdi benim için. Sevda’nın beni servise bindirinceye dek de yanımdan ayrılmayışı… Ve yine görevlinin beni otogara getirip servise bindirmesi…

Yazın grubundaki tüm arkadaşlarla kaynaşmanın, yalnızca seslerinden ya da yazılarından tanıdığım bazı arkadaşları daha yakından tanımanın, bir halk adamı olan Vali Nuri Okutan ve değerli eşini tanımanın keyif ve mutluluğunu yaşadım. Milli Eğitim görevlilerinin yakın ilgisinin, derlemedeki Gülsüm Cengiz’in şiirini okuyan küçük kızımızın, Müjgan Zaman’ın ve adlarını anımsayamadığım tüm arkadaşların katılımıyla, inanılmaz iki gün yaşadım.

Sevgili Aytül Akal’ın başkanlığında ve derleme grubu üyelerinin yoğun çalışmasıyla ve Sakarya Valisi Nuri Okutan’ın desteğiyle kısa zamanda kitaplaşan bu çalışmaya bizlerin katkısı yazı boyutunu geçmiyordu oysa; ama asıl çalışmayı yapan onlardı. Tümünü bir kez daha kutluyorum.

Her zaman güzelliklerde buluşmak dileğiyle, hepinize sevgilerimi sunuyorum.


AYŞE ÇEKİÇ YAMAÇ

16.12.2006, Eskişehir


 

İLK DÖRDÜN SAKARYA’DA 


Yaklaşık dört saatlik bir yolculuktan sonra, 27 Aralık akşamı Sakarya’daydım. Beni Dörtyol’dan alan okul müdürü Necati Baliç’in sıcaklığı, daha ilk anda kendini hissettiriyordu. Yolculuğumuz öğretmenevinde noktalandı.

Sakarya’ya gitmeden önce, Hani Her Şey Oyundu, adlı derlememizin tamamını okumuştum. Gece uzundu. Ben de bazı öyküleri bir kez daha okuma olanağı buldum. Okudukça daha da çok sevdim kitabımızı. Sabahın yedisinde kalktığımda, tüm enerjimle çalışmaya hazırdım.

Müdür Bey, saat dokuzda beni almaya geldi. Saat dokuz otuzda sahnedeydim. Aytül Hanım ve Bilgin Bey biraz gecikeceklerdi. Beşinci sınıflardan iki yüz kişiyle söyleşiye başladım. Söyleşiyi yarıladığımda da onlar yetişmişlerdi.

Çocuklar öyle ilgiliydi ki, gözlerindeki sevgi ışığı yüreğimize ulaşıveriyordu. Biz de bütün hünerlerimizi göstermiş, sanırım çocukları büyülemiştik. O bir saatin nasıl geçtiğini bile anlayamadık. Altıcı sınıflarla söyleşiyi yarıladığımızdaysa, Sakarya Valisi Sayın Nuri Okutan, Vali yardımcısı Muammer Aksoy, Milli Eğitim Müdürü ve Şube Müdürleri, CNNTÜRK televizyonu ekibi salona giriverdiler. Bir süre daha söyleşimizi sürdürdük. Sonra da Vali Bey’den çiçeklerimizi aldık, televizyon muhabiri de bizimle söyleşisini yaptı.

Sahnede çocuklar gibiydik. Doğaçlama oyunlar geliştirdik. Bilgin Bey’i dede yaptık, Aytül Hanım’ı ana… Bazen de pilot, kabin görevlisi vs… Bazen sahnede, bazen çocukların arasındaydık. O kadar enerjiyi nereden bulduk; hala şaşıyorum. Sanıyorum, çocukların enerjisi bize geçmişti.

Önceden hiçbir hazırlığımız olmadığı halde, aylardır hazırlık yapan tiyatro oyuncuları gibiydik. Meğer biz neymişiz!!!!

Yalnızca kendi öykü ve şiirlerimizi okumak ya da canlandırmakla yetinmedik. Pek çok arkadaşımızın yazılarından örnekler sunduk; şiirlerini okuduk. Hiçbir metni de baştan sona okumadık. Çocukların merakını kamçılayıp, gerisini onlara bıraktık.

İkinci gün ekibe, Ayşen Hanım ve kızı Özge Can da katıldı. Onlarla daha da zenginleştik. Bazen salonda, bazen sınıflarda koşturduk durduk. Bütün hünerlerimizi sergiledik.

Tek başımayken yeniaydım. Aytül Hanım ve Bilgin Bey geldiklerinde yarımay olduk. Ayşen Hanım ve Özge Can geldiğindeyse dolunaydık.

Vali Yardımcısı Muammer Bey’in odasında çaylarımızı yudumlarken, yorulduğumuza değdiğini düşünüyorduk. Çocuklar, öğretmenler , okul müdürü ve tüm Milli Eğitim personeli, bizi sevgiyle uğurlamışlardı.

Valiliğin makam arabasıyla İstanbul’a dönerken, ne Bilgin Bey’den, ne de benden ses çıkıyordu. Sanırım, yorulduğumuzu o zaman ayrımsayabilmiştik.

Böyle bir çalışmanın bir parçası olduğum için, kendimi şanslı sayıyorum. Teşekkürler Aytül Hanım, teşekkürler Bilgin Bey, Ayşen Hanım, Özge Can ve tüm yazın dostları; gönül dolusu teşekkürler, sevgiler, saygılar hepinize…

 

Ayşe Çekiç Yamaç

01.01.2007


 

BURDUR’DAN İZLENİMLER

 

Sıcakla, yorgunlukla boğuştuğumuz bir yolculuğun ardından Burdur’daydık. Toplantı salonu hazırdı.

Sunucumuz Y. Bekir Bey, HHSO( Hani Her Şey Oyundu, adlı derleme) hakkında kısa bir bilgi verip sözü Aytül Hanım’a devretti. Aytül Hanım da bu projenin amacı ve kitap oluşma aşamasına geçen yolculuğu anlattı. Neden böyle bir kitap hazırlama gereği duyduğu üzerinde uzun uzun durdu; televizyon ekranından evlere sokaklara yansıyan şiddet, gazete başlıkları, şiddetin giderek yaşamımızın odağına yerleşmesini ve bunu da bizim kanıksamamız… Ercüment Bey tasarım aşamasını, Çiğdem Hanım ve Y. Bekir Bey, kitabın oluşumu aşamasında yaşanan sıkıntılara değindi. Bekir Bey’in okullardaki şiddeti rakamlarla açıklaması, dinleyicileri çok etkilemişti.Ayşen Hanım, Sakarya’da yapılan anket çalışmalarından, kitabın çocuklara kazandıracağı farkındalıklar üzerinde uzun uzun durdu. Füsun Hanım ve benim kitaba yaptığımız katkı, kuşkusuz derleme kurulu üyelerinin çabaları ve yoğun çalışmalarıyla kıyaslanınca, çok küçük kalıyordu; ama biz de bu çabaya gönülden destek veriyorduk. Neden bu projede yer aldığımızı anlattık. Kitabın amacı, işlevi üzerinde durduk.

Hepimizin ortak amacı, şiddetsiz sevgi dolu bir dünyanın olabileceğini, istersek bunu başarabileceğimizi göstermekti. Yaklaşık iki saatlik bir sunumun ardından, sıra sorulara gelmişti.

Bu arada, hepimizin gözüne takılan bir durum, biraz da canımızı sıktı doğrusu. Bu tür toplantıların öğretmenler tarafından zorunlu bir görev gibi algılanması sonucu, arka sıraların bir bölümü boşalmıştı. Salonda kalanların bu sunumdan çok etkilendikleri, gelen sorulardan belliydi. Toplantı bittiğinde, onlar da biz de çok hoşnuttuk.

İkinci gün, bir önceki günkü sunumu rehber öğretmenlere ve Türkçe öğretmenlerine yineledik. İkinci günkü sunumda, bir önceki günkü gibi, arka sıraların boşalmasını engellemek için aklıma bir fikir geldi. Yazarlığa soyunduğumda öğretmenlik giysimi çıkarmıştım, ama tam o anda yeniden giymeye gereksinim duydum. Öğretmenliğimden kısa anları onlara anlatıp resmi toplantılardan benim de sıkıldığımı, ama bu toplantının onlardan farklı olduğunu anlatmaya çalıştım. Öğretmenler isterse, bu projenin başarıya ulaşacağını söylerken, bir önceki günkü kaçamakların bizi üzdüğünü eklemeyi de unutmadım. Bu gün bunların olmayacağına, herkesin bizi sonuna kadar dinleyeceğine olan inacımı belirttim. İstemeden de olsa iradelerine ipotek koymuştum; ama işe yaradı. Sunumumuzu bitirdiğimizde, salonda bir tek koltuk bile boş değildi. Bir Türkçe öğretmeninin sözleri, amacımıza ulaştığımızın resmi gibiydi:

“Bu günü milat kabul edelim. Bu günden sonra şiddet uygulamayalım, uygulatmayalım.”

Herkes kendini sorguluyordu ve en önemlisi, şiddetsiz bir yaşam için çabalamaya kararlıydılar. Amacımız da bu değil miydi?

Burdur’dan mutlu ayrıldığımızı söylememe gerek var mı?

Yeni illerde, şiddetsiz bir yaşam çabasının yeni halkalarında buluşmak dileğiyle, sevgiler.

                                                                                         11.05.2007


 

HHSO ESKİŞEHİR’DE


Burdur’dan sonraki durağımız Eskişehir’di. Burada, ben de ev sahibiydim. Plaket sunumundan sonra, Aytül Akal, Nur İçözü, Ercüment Özçakır, Y.Bekir Yurdakul ve Ayşen Özenç, yani derleme kurulu üyeleri sunumlarına başladılar. Biz de dinleyici koltuğunda onları izliyorduk.

Eskişehir’den HHSO’ya katkı yapan Şükran Kara, Hasan Erkek ve konuklardan Füsun Güçer de aramızdaydı. Panelde ara ara bize de söz verdiler. Kürsüye çıkıp görüşlerimizi açıklama olanağı bulduk. Asıl teşekkürü hak edense, bu projenin Eskişehir halkasının gerçekleşmesini sağlayan Şükran Kara idi.

Sunucumuz Y. Bekir Bey, HHSO( Hani Her Şey Oyundu, adlı derleme) hakkında kısa bir bilgi verip sözü Aytül Hanım’a devretti. Aytül Hanım da bu projenin amacı ve kitap oluşma aşamasına geçen yolculuğu anlattı. Neden böyle bir kitap hazırlama gereği duyduğu üzerinde uzun uzun durdu; televizyon ekranından evlere sokaklara yansıyan şiddet, gazete başlıkları, şiddetin giderek yaşamımızın odağına yerleşmesini ve bunu da bizim kanıksamamız… Ercüment Bey tasarım aşamasını, Y. Bekir Bey, kitabın oluşumu aşamasında yaşanan sıkıntılara değindi. Nur Hanım, şiddetin çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerine değindi. Bu kitabın hazırlık aşamasında yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi. Bekir Bey’in okullardaki şiddeti rakamlarla açıklaması, dinleyicileri çok etkilemişti.Ayşen Hanım, Sakarya’da yapılan anket çalışmalarından, kitabın çocuklara kazandıracağı farkındalıklar üzerinde uzun uzun durdu.

Füsun Güçer, Hasan Erkek, Şükran Kara ve ben de görüşlerimizi açıkladık. Katkımız, belki de küçüktü; ama biz de şiddetsiz bir dünya özlemini aşılayan bu kitaba gönülden destek vermiştik. Neden bu projede yer aldığımızı anlattık. Kitabın amacı, işlevi üzerinde durduk.

Eskişehir’de de öğretmenlerin ilgisizliği, zorunlu bir görev gibi toplantıya katılmaları, isteksizlikleri yüzlerine yansımıştı. Ama sunumun sonunda, şiddetsiz bir dünya isteyen öğretmenlerin de varlığı, gelen sorulardan anlaşıldı. Bu durum, bizi de sevindirdi.

Öğleden sonraki sunum, rehber öğretmen ve Türkçe öğretmenlerineydi. Onlar, biraz daha ilgiliydi. Yalnız, sunum sonunda, “Kendinizin reklamını mı yapmak istiyorsunuz? Bu değirmenin suyu nereden geliyor? Sizin kazancınız nedir?” gibi sorular, salonda buz gibi bir hava esmesine neden oldu. Gereken yanıtları aldılar kuşkusuz; ama böyle soruların gelmesi bile, sanırım gönüllerde bir yara açtı. Onları da suçlayamıyordum aslında. Günümüzde, herşeyin bir karşılığı olması gerektiğine öylesine alışmışlar ki, gönül desteğini, gönülden ve karşılıksız bir çalışmayı anlamakta güçlük çekiyorlardı. Bir başka durum daha söz konusuydu. İstemeden de olsa şiddetin bir parçası durumuna gelmiş olan öğretmenler, kendileriyle yüzleşmek, kendilerini sorgulamak durumunda kaldılar ve bu durum da onları rahatsız etti, diye düşündüm.

Her şeye karşın, amacımıza ulaştığımızı düşünüyorum. Şiddet konusunda duyarlılık ve farkındalık geliştirmek değil miydi amacımız? Bunu da bir ölçüde başardığımızı düşünüyorum. Başlangıç için, hiç de azımsanmayacak bir kazanım. Zamanla, gönül desteklerimizin artacağına inanıyorum.

Yeni illerde, şiddetsiz bir yaşam çabasının yeni halkalarında buluşmak dileğiyle, sevgiler.


12.05.2007

 


Bu sayfada bulunan yazılar, yazarından yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz

 

©2007-2008 Hani Her Şey Oyundu. Tasarım ve uygulama:ERC